
. Budizm
Ateist Bir Dindir
. Budizm Baskıcı ve Köleleştirici Bir Dindir
. Budizm Pagan Bir Dindir
. Budizm ve Karma İnancı
. İslam'a Göre Reenkarnasyon
. Budizm'in Sapkın Ahiret İnancı
. Ahirette İnsanları Bekleyen Gerçek
. Budizm'e Göre Dünya Hayatı
| 
Tibet'te Budist metinlerin çoğaltılması
en önemli ibadetlerden biri haline gelmiştir. Özellikle rahipler
dünyadan tamamen soyutlanmış şekilde, yalnızca bu işle ilgilenmektedirler.
Bu insanlar ahireti unutmuşlardır ve dünyada da son derece
boş bir amaç üzerine yaşamlarını sürdürmektedirler.
|
Budizmin batıl inanışları ülkeden ülkeye büyük farklılıklar göstermektedir.
Bunun nedeni bu dinin 2500 yıldır yayıldığı ülkelerin milli diniyle,
gelenekleriyle ve yerleşik kültürüyle karışmış olmasıdır. Bugün Japonya'da,
Çin'de, Tibet'te, Sri Lanka'da, Vietnam'da ya da Amerika'da uygulanan
Budizm birbirinden çok farklıdır. Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize
göre Buda, Budizmin temel inanışlarını ve ibadetlerini insanlara
aktarırken hep sözlü anlatım yolunu tercih etmiştir. Araştırmacılar
da onun arkasında hiçbir yazılı metin bırakmadığını belirtmektedirler.
Budistler ise, onun vaazlarının 400 yıl kadar sözlü olarak nesilden
nesile nakledildiğine ve sonunda Pali-Kanon adlı bir kitapta toplandığına
inanırlar. Ancak araştırmacıların ortak fikri, bu sözlerin çok büyük
bir bölümünün Buda'ya ait olmadığı, birtakım ilavelerle zamanla
bu hale geldiği yönündedir. Dolayısıyla yazılı bir metne dayanmayan
Budizm, aradan geçen binlerce yıl boyunca çok büyük değişikliklere
uğramış, tahrif edilmiş, eklemeler ve çıkartmalarla yeniden şekillendirilmiştir.
Günümüz Budizminin kutsal olarak kabul ettiği kitabın adı "üç sepet"
anlamına gelen Tipitaka'dır. Bu metinler Pali diliyle yazılmıştır.
Tipitaka'nın ne zaman yazıya geçirildiği ise kesin olarak bilinmemektedir.
Ancak MÖ 1. yüzyılda Seylan'da bugünkü şeklini aldığı ileri sürülmektedir.
Tipitaka metinlerinin bölümleri şu şekildedir:
1- Vinaya Pitaka: Sangha adı verilen bu bölüm rahip ve rahibelerle
ilgili kuralları, bunların nasıl yerine getirileceğini içerir. İçinde
rahip olmayan Budistlerle ilgili konular da vardır.
 |
Tibet'teki
kütüphaneler asırlar boyunca tahrip edilmiştir. Ancak
Tibetli rahiplere ait el yazmaları komşu bölgelerde hala
muhafaza edilmektedir. Tüm bu Budist kaynaklar, insanları
kabus benzeri bir hayata yöneltmektedir. İnsanların ölüp
ineğe veya fareye dönüşeceğini iddia eden bu iç karartıcı
ve sapkın inançlar insanları korku ve sıkıntı dolu bir
hayata mahkum etmektedir. |
|
2-
Sutta Pitaka: Buda'nın fikirlerini açıkladığı konuşmalarının
çoğu bu bölümde bulunur. Bunun için bu bölüme doktrin (dhamma) sepeti
de denir. Bu sözler asırlar boyunca sözlü olarak nakledilmiş, başka
efsanelerle, batıl inanışlarla içiçe geçmiştir.
3- Abhidhamma Pitaka: Buda'nın vaazlarının yorumları ve Budizmin
felsefesi bu bölümde yer alır.
Günümüz Budist rahipleri bu metinlerin kutsallığına inanır, ibadetlerini
bu kitaplara göre yapar ve tüm hayatlarını bu kitaplara göre düzenlerler.
Bu metinlerde Buda adeta bir ilah gibi gösterilmiştir. (Allah'ı
tenzih ederiz.) Bu nedenle de günümüz Budistleri Buda heykelleri
önünde secde eder, bu heykellere yiyecekler sunar, onlardan medet
umarlar. Oysa bu, son derece akıl ve mantık dışı bir uygulamadır.
Bu taştan, bronzdan heykellerin kendilerini duyacağına, yardım edeceğine
inanan Budistler çok büyük bir aldanış içindedirler. Kitabın ilerleyen
bölümlerinde daha detaylı olarak göreceğimiz bu putperest uygulamaların
yanı sıra Budizm, kainatın nasıl var olduğu, dünya üzerindeki kusursuz
sistemlerin nasıl işlediği gibi konuların hiç üzerinde durmayan,
sadece insan üzerinde yoğunlaşan gizemli bir öğreti halini almıştır.
 |
Budizm'de
eski dillerden çeviri yapan rahipler önemli görülür. Yan
sayfadaki çizimde Buda, bu görevi yerine getiren rahipleri
izlerken tasvir edilmiştir. Altta ise 11. yüzyıldan kalan
Sanskritçe metin, Buda'nın hayatından bölümler içermektedir.
Bu metinlerdeki sapkın inançları benimseyenler, ahiret
inançlarını kaybettikleri için ciddi ahlaki ve psikolojik
bozukluklara sahiptirler. Ölümden sonra fare, maymun,
inek gibi canlılara dönüşebileceklerini düşünen Budistlerin
ruhsal sorunlara sahip olmaları son derece doğaldır. |
|
Budizm Ateist Bir Dindir
| 
Budizm putperest bir anlayış üzerine kurulmuş, müşrik bir
dindir. Bu anlayışla yetişen Budist rahipler tüm hayatlarını
Buda'ya ibadetle geçirirler.
|
Budizm, Allah'ın varlığını inkar eden, sadece insanın bazı ahlaki
yönlerden gelişimini ve dünyaya ait ızdıraplarından kurtulmasını temel
alan ateist bir felsefedir. Bu din hiçbir akılcı ve bilimsel dayanağı
bulunmayan birer dogma olan karma ve reenkarnasyon inancı (insanın
dünyaya sürekli geldiği, bir önceki hayatındaki davranışlara göre
bir sonraki hayatının şekillendiği düşüncesi) üzerine kurulmuştur.
Budist yazıtlarda bir Yaratıcı'nın varlığına, kainatın, canlıların
ve evrenin nasıl ortaya çıktığına hiçbir şekilde değinilmediği gibi,
hiçbir Budist metinde de, kainatın yoktan nasıl var edildiği, canlılığın
nasıl ortaya çıktığı ve dünya üzerindeki eşsiz yaratılış delillerinin
nasıl var olduğu anlatılmaz. Budistlerin aldanışına göre bu konuda
düşünmek dahi gereksizdir. Budist metinlere göre hayatta tek önemli
olan şey arzuları yok etmek, ızdıraplardan kurtulmak ve Buda'ya saygı
göstermektir. Dolayısıyla aslında Budizm çok "dar görüşlü"
bir inançtır. İnsanı "nasıl var oldum, evren ve canlılar nasıl ortaya
çıktı" gibi temel sorular üzerinde düşünmekten ve bunları araştırmaktan
uzaklaştırmakta ve sadece mevcut yaşamın dar kalıpları içine sokmaktadır.

Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri
mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları
mı var?...
(Araf Suresi, 195) |
Budizm Baskıcı ve Köleleştirici Bir Dindir
| 
"Kendi kendine eziyet" dini haline gelen Budizmin
kurucusu Buda'ya göre, doğruya ulaşmanın yolu açlık, sefalet
ve acıdan geçer.
|
Budizmin insanın tüm arzularını yok etmeye çalışması
ise bir başka dar görüşlülüktür. Allah dünyadaki nimetleri insanların
yararlanması, zevk alması ve karşılığında da Kendisine şükretmesi
için yaratmıştır. Bu nedenle İslam insanlara arzularını köreltmelerini,
kendilerine acı ve ızdırap çektirmelerini emretmez. Aksine, dünyadaki
güzelliklerden (çirkin ve kötü olan haram davranışlar dışında) yararlanmalarını,
kendilerine gereksiz yere sınırlama ve baskı yapmamalarını, kendilerine
acı çektirmemelerini emreder. Bu nedenledir ki, Allah Peygamberimiz
(sav)'in vasıflarını sayarken, O'nun insanlar üzerindeki "zincirleri
indirdiğini" haber vermiştir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği)
yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul)
uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü)
yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve
onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona
inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte
indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf
Suresi, 157)
Günümüz Budistleri de ne kadar
çok acı çeker, aç kalır ve sefalet içinde yaşarlarsa
o kadar çabuk "aydınlanacaklarına" inanırlar.
Oysa bu aydınlanma değil, insanın kendisine zulmetmesidir,
insanlıkdışı bir yaşam şeklidir. Allah bir ayetinde
"...Allah, kullar için zulüm istemez."
(Mümin Suresi, 31) şeklinde buyurmuştur. Budistlerin
bu sapkın uygulamaları gerçek İslam ahlakının tamamen
zıttı bir uygulamadır.
|
 |
|
Kısacası İslam özgürleştiricidir. İnsanı; gereksiz
örf ve adetlerden, yasaklardan, toplumsal baskılardan, "başkaları
ne der" endişesinden kurtarıp, sadece Allah'ın rızasını amaçlayan
huzurlu bir hayat sürmeye çağırır. Nitekim Peygamber Efendimiz de
birçok hadisinde insanlara, dini kolaylaştırmayı emretmiştir:
 |
Resimde, Buda ve takipçileri ellerinde
kaplarla sadaka kabul ederken görülüyorlar.
Günümüzde de bu akıldışı Budist gelenekler sürmektedir.
Budizm sapkınlığına düşen insanlar, hiçbir ihtiyaçları
olmadığı halde, ellerine bir kap alıp dilenmekte ve son
derece küçük bir duruma düşmektedirler.
Budizm insanları dünyada çalışmak yerine tembelliğe, miskinliğe
yöneltmekte; ilkel şartlarda yaşamaya mahkum etmektedir.
Oysa İslam dini bunun tam tersini emreder. İslam, insanları
dinamizme, fayda sağlayacak işler yapmaya yönelten hayat
dolu bir dindir. Budizmin karanlık atmosferinin aksine,
temizliği, nezaketi, çalışmayı emreder; bilim ve teknolojide
gelişmeyi teşvik eder. |
|
"Sevindirin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın,
zorlaştırmayın." 1
"Kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz,
zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz." 2
Budizm ise insanları puslu manastırlara, acı ve sefalet dolu bir
yaşama iten, köleleştirici bir inançtır. Allah'ın insanlar için
yarattığı nimetleri (güzel yiyecekleri, temizliği, rahatlığı) garip
bir şekilde yasaklamakta, acı çekmeyi bir erdem olarak kabul edip
tüm bağlılarına acı çekmeyi öğütlemektedir.
|
Rahip olmayan nüfus,
sadakalarıyla rahiplere yardımda bulunur ve bu yolla bir sonraki
yaşamları için kazanç sağladıklarına inanırlar. Budist rahipler
ise sabah erken saatlerde ellerinde kaplarla sokaklarda yürür
ve halktan sadaka kabul ederler. Ancak ibadet adı altında
yaptıkları bu batıl uygulamalar onlara, Allah'ın dilemesi
dışında, ne dünyada ne de ahirette bir fayda sağlamayacaktır. |
Örneğin Budist rahipler için hayat türlü zorluklarla doludur. Çalışamazlar
ve mülk sahibi olamazlar. Günlük yiyeceklerini, halk arasında ellerinde
bir kap ile gezip dilenerek gidermek zorundadırlar. Hatta bu nedenle
Budist rahiplere halk arasında "bhikkus" (dilenciler) ismi verilmiştir.
Evlilik ve her türlü aile yaşamı da yine rahiplere yasaktır. Her
rahibin sadece tek bir elbisesi olabilir, bu da kalitesiz sarı kumaştan
olmalıdır.
Bu
giysinin yanında başka tek eşyaları da; uyku için kullanabilecekleri
sert bir yatak, saçlarını kazımak için ustura, iğne, matara ve dilenmek
için bir kaptır. Günde tek bir öğün yemek yerler ve bu da öğleden
önce olmak zorundadır. Öğleden sonra bir ertesi güne kadar bir şey
yemek yasaktır. Yemek genellikle ekmek, pirinç ve baharattan oluşur.
İçecekleri ise, su veya pirinç sütüdür. Başka yiyecekler "lüks"
sayılır ve yasaklanır, hatta ilaçlar bile yasaktır. Et, balık ve
meyve gibi yiyecekler sadece eğer rahip hasta ise ve o da bir üst
rahibin daveti üzerine yenir. Kısacası Budizm, bir tür "kendi kendine
eziyet" dinidir.
Bu durum Allah'ın Kuran'da yer alan "Şüphesiz
Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine
zulmediyorlar" (Yunus Suresi, 44) ayetinin de tam bir tecellisini
oluşturmaktadır. Oysa Allah iman edip, Kendisine teslim olanlara
hem dünyahayatında hem de ahirette çok güzel bir hayat vaat etmiştir.
Hem dünya üzerindeki tüm nimetler hem de ahiretteki sonsuz nimetler
onlarındır:
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti
ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında
iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen
bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Araf Suresi,
32)

Budistler günlerini iç karartıcı ortamlarda, dünyada da ahirette
de fayda sağlamayacak boş işlerle geçirmektedirler. Oysa İslam
dini insanlara dünyada da ahirette de huzur, güzellik, ferahlık
sunmakta; her türlü zorluğu ve insan fıtratına aykırı uygulamaları
yasaklamaktadır. |
Budizmin bir diğer karanlık yönü de karamsarlığıdır. İnananlarına
vaat ettiği "Nirvana", tüm dünyaya karamsar bakan melankolik bir
zihniyetin, hayatla olan tüm bağlarını şizofrenik bir biçimde kesmesinden
başka bir şey değildir. Katolik Ansiklopedisi The Catholic Encyclopedia,
Budizm'in bu özelliğini şöyle açıklamaktadır:
Resimde Saygon yönetiminin bazı uygulamalarına
tepki olarak kendini yakan bir Budist rahip görülmektedir.
Yalnızca bu örnek bile Budizmin insanları nasıl karanlık bir
ruh haline, acı dolu bir hayata, sapkın bir inanca yönelttiğini
görmek için yeterlidir. |
Budizmin bir diğer ölümcül hatası yanlış pesimizmidir.
Sağlıklı ve güçlü bir zihin, (Budizmin) yaşamı yaşamaya değer görmeyen
ve her türlü bilinçli var oluşu kötü olarak kabul eden yaklaşımına
karşı çıkacaktır. Budizm, doğanın, temel özelliği umut ve neşe olan
sesi tarafından yalanlanmaktadır. Aslında (Budizm) akılcı yaşamın
mükemmelliğine karşı bir tür protestodur. Budizm'in en büyük tutkusu,
tüm canlıları Nirvana adı verilen bilinçsiz yaşam moduna götürmek
ve böylece doğadaki mükemmelliği yok etmektir. Dolayısıyla Budizm
doğaya karşı suç işlemektedir ve bunun sonucu olarak bireye karşı
da suç işlemektedir. (Budizme göre) tüm meşru istekler bastırılmalıdır.
Her türlü masum dinlence ve eğlence yasaktır. Müzikten zevk almak
yasaktır. Doğa bilimleri hakkında araştırma yapmak küçümsenir. İnsan
zihni sadece Budist metinleri ezberlemeye ve Budist metafiziği hakkında
çalışmaya odaklanmalıdır. Budizmin dünya üzerinde gerçekleştirmek
istediği ideal, var olan herşeye karşı kayıtsızlıktır.3
Oysa İslam insanlara kayıtsızlığı değil, tam aksine canlılığı,
neşeyi ve hareketi getirir. İslam terbiyesini alan bir insan çevresindeki
olaylara karşı son derece duyarlı olur. Dünyayı Budizm'deki gibi
yüz çevrilmesi gereken bir kaos olarak değil, Allah'ın Kuran'da
tarif ettiği güzel ahlakı uygulamak için yaratılmış bir imtihan
alanı olarak görür. Bu nedenledir ki İslam tarihi son derece adil
ve başarılı, halka huzurlu ve mutlu bir yaşam sağlayan yöneticilerle
doludur. Budizm ise sadece kendi kendilerine acı çektiren, halklarını
da kendileri ile birlikte pasiflik ve dolayısıyla fakirliğe sürükleyen,
hatta karşılaştığı sorunlar karşısında tek çareyi kendini yakmakta
bulan zavallı insanlar üretmektedir. Şeytanın insana karşı oynadığı
büyük oyunlardan biridir bu.
Budizm Pagan Bir Dindir
Budizm pagan bir dindir, yani putperesttir. Bugün Budizmin farklı
ekollere ayrıldığı ve Buda'ya tapınmanın sadece bazı ekollere has
olduğu söylenir. Ancak, Buda'nın şaşmaz bir yol gösterici olarak
kabul edilmesi bile -ki bu tüm Budist ekollere hakim bir yanılgıdır-
bu dinin Buda'yı putlaştırdığını göstermektedir.
| 
|
Tarihi kaynaklara göre Buda'nın ölümünden bir süre sonra Budist
rahipler tarafından "Buda'yı kutsallaştırma" girişimleri başlatıldı.
Her yere onun heykelleri yapıldı ve Nirvana'nın onun vücudunda şekillendiği
yönünde çarpık bir inanç güç kazandı. Budist rahiplerin Buda'ya
yönelik aşırı saygı anlayışları, bir süre sonra Buda'ya tapınma
halini aldı. Budizmin güçlü olduğu ülkelerin dört bir yanı Buda'nın
dev boyutlardaki heykelleriyle donatıldı. Günümüzde de Asya'dan
Amerika'ya pek çok ülkede Buda heykelleriyle, üzerinde Buda'nın
gözlerinin resmedildiği tapınaklara rastlamak mümkündür. Daha önce
de belirtildiği gibi bu gözlerle insanlara, Buda'nın her yeri gördüğü
ve insanı sürekli izlediği mesajı verilmekte, insanların hayatlarının
her dakikasını Buda'yı düşünerek geçirmeleri fikri aşılanmaktadır.
Binlerce yıl önce ölmüş olan bir insanın hala kendisine inananları
gördüğünü, koruduğunu, yakarışlarını işittiğini düşünmenin ne denli
dayanaksız bir inanç olduğu ise ortadadır. Budistlerin kavramaktan
aciz oldukları asıl gerçek ise tüm insanlar gibi Buda'yı da yaratanın
alemlerin Rabbi olan Allah olduğudur. Allah gizlinin gizlisini bilen,
herşeyi sarıp kuşatandır.
| 
Bazı tapınakların üstüne resmedilmiş
gözler, Buda'nın sözde herşeyi gören gözlerini temsil etmektedir.
Budizmin yaygın olarak kabul edildiği ülkelerde bu gibi tapınaklara,
Buda heykellerine ve gözlerine çok sık rastlanır. Bu uygulama
Budizmin Buda'yı nasıl bir put haline getirdiğini tüm açıklığıyla
gözler önüne sermektedir.
|
Hak
olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan)dır. Onların
Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevab
veremezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye,
iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa
ona gelmez. İnkar edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan
başkası değildir.
(Rad Suresi, 14)
... "Eğer şirk koşacak
olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen,
hüsrana uğrayanlardan olacaksın.
(Zümer Suresi, 65)
|
Budizm ve Karma İnancı
Karma öğretisi, yapılan her türlü eylemin tepkilerinin er ya da
geç yapan kişiye geri döneceğini ve bunun sözde "bir sonraki yaşamını"
etkileyeceğini varsayar. Bu batıl inanışa göre insan dünyaya sürekli
yeniden gelmektedir ve bir sonraki yaşamında bir önceki yaşamında
yaptıklarının sonucunu alacaktır. Allah'ın varlığını inkar eden
Budizm'e göre de herşeyi idare eden yegane kuvvet karmadır.
| 
Karma inancına göre fakirler, sakatlar
ve hastalar bir önceki yaşamlarında yaptıkları kötülükler
nedeniyle böyle bir yaşam sürmektedirler. Dolayısıyla bu yaşamı
haketmişlerdir. Karma inancının yaygın olduğu toplumlardaki
adaletsiz sistem de bu çarpık anlayışın bir ürünüdür.
|
Sanskritçe bir kelime olan karma, "hareket, fiil" anlamına gelmektedir
ve bir "sebep-sonuç kanunu" olarak gösterilmektedir. Karma inancını
savunanlara göre, bir insan geçmişte ne yapmışsa, gelecekte onu görecektir.
Geçmiş insanın bir önceki hayatı, gelecek ise ölümden sonra başlayacağı
iddia edilen yeni hayatıdır. Buna göre bugün fakir olan bir insanın
bir önceki hayatında kötülükler yaptığına ve bunun karşılığını bu
hayatında fakirlikle aldığına inanılır. Bu batıl inanış kötü bir insanın
bir sonraki yaşamında bitki ya da hayvan olabileceği gibi iddialara
dahi yer vermektedir. Karma inancının zararlı sonuçlarından
biri, insanların acizlik, fakirlik ve zayıflıklarını, onların ahlaki
kötülüklerinden kaynaklanan bir ceza gibi göstermesidir. Karma inancına
göre eğer bir insan fakir veya sakat ise, bunun nedeni önceki yaşamında
yaptığı kötülüklerdir ve dolayısıyla böyle olmayı hak etmiştir.
Bu batıl inanç, Hindistan'da asırlar boyunca "kast sistemi" olarak
bilinen son derece adaletsiz bir toplum yapısının egemen olmasının
da en önemli nedenidir.
(Budizmin gerçekte Hinduizmden doğduğu, Karmanın da Hinduizm'den
geldiği unutulmamalıdır.) Karma inancı yüzünden fakir, hasta, sakat
insanlar hor görülmüş ve kast sistemi içinde ezilmişlerdir. Sistemin
tepesinde olan zenginler ve yönetici sınıf ise, bu imtiyazlarını
doğal bir hak olarak görmüşlerdir.
Oysa İslam'da insanların zayıflıkları bir suç değil, Allah'ın verdiği
bir imtihan olarak kabul edilir ve dahası diğer insanların ihtiyaç
içindeki bu kimselere yardım etmeleri çok önemli bir görev olarak
emredilir. Bu nedenledir ki İslam -ve İslam ile aynı İlahi kaynaktan
gelen ancak daha sonradan tahrif edilen Hıristiyanlık ve Yahudilik-
çok güçlü bir sosyal adalet kavramına sahiptir. Budizm ve Hinduizm
gibi Karma inançları ise, tam aksine sosyal adaletin karşısında
büyük bir engeldir.
Karma'nın temeli reenkarnasyon inancıdır. Yani insanların aynı
ruh ile sürekli olarak farklı bedenlerle dünyaya yeniden geldiği
düşüncesidir. Karma bu inanca bir de "her hayatın bir sonrakini
etkilediği" varsayımını eklemiştir. Ancak bu inanç, tek bir soru
ile yıkılmaya mahkumdur: İddia edilen bu karma süreci nasıl işleyecektir?
Budizm Allah'ın varlığını kabul etmez. Peki o zaman kim insanları
bir önceki hayatlarına göre yargılayıp, buna göre yeni bir bedenle
dünyaya gönderecektir? Bu soru cevapsızdır. Budistler bunun bir
tabiat kanunu gibi "kendiliğinden" işlediğine inanırlar. Oysa tabiat
kanunlarını yaratan da Allah'tır. İnsanların yaşamları boyunca yaptıkları
işleri gözlemleyecek, bunların hesabını tutacak, sonra onları ölümlerinin
ardından bu hesaba göre yargılayacak, bu yargıya göre onlara yeni
bir yaşam biçimi belirleyecek, onları bu yeni yaşam biçimi uyarınca
yeniden yaratacak ve bu senaryoyu dünya üzerindeki milyarlarca insan
(ve hayvan) üzerinde kusursuzca yürütebilecek bir "doğa kanunu"
yoktur. Ortada böyle bir doğa kanunu olmadığına göre, böyle bir
süreç de elbette var olamaz.
Reenkarnasyon inancının hiçbir akılcı dayanağı olmamasına rağmen
dünyanın dört bir yanında bu kadar taraftarı bulunmasının ana nedeni
ise dine inanmayan, ahiretin varlığını inkar eden ve ölümden korkan
insanların, reenkarnasyonu, bu korkularını yenmek için bir çıkış
yolu olarak görmeleridir. Çünkü reenkarnasyon inancının temelinde
de -Karmada olduğu gibi- ölümden korkmamak gerektiği ve insanın
yeniden doğuşlarla arzularına ulaşabileceği yönünde gerçek dışı
bir avuntu yatmaktadır.
Reenkarnasyon bir doğa kanunu gibi kendiliğinden gerçekleşemeyeceğine
göre, bunun ancak doğaüstü bir yaratılışla sağlanabileceği açıktır.
Ancak Kuran'a baktığımızda reenkarnasyonun bir hurafe olduğunu görürüz;
Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği Kitap, reenkarnasyonu
açıkça yalanlamaktadır.
İslam'a Göre Reenkarnasyon
Bir Müslümanın her konuda olduğu gibi Karma felsefesine
bakış açısı da Allah'ın Kuran'da tarif ettiği şekilde olmalıdır.
Kuran'da ölümün ve dirilişin bir kez olduğu bildirilmektedir. Her
insan dünyada sadece tek bir hayat yaşar, bu hayatından sonra ölür.
Rabbimiz "...Elbette sizin kendisinden
kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp buluşacaktır. Sonra
gaybı da müşahede edilebileni de bilen Allah'a döndürüleceksiniz;
O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)
şeklinde buyurmaktadır. İnsan ölümünden sonra tekrar diriltilerek,
dünyada tüm yapıp ettiklerine göre sonsuza kadar cennette veya cehennemde
kalmayı hak eder. Yani insanın bir dünya hayatı, bir de sonsuza
kadar yaşayacağı ahiret hayatı vardır. İnsanların öldükten sonra
dünya hayatına geri dönemeyeceklerini Allah Kuran'da çok açık olarak
bildirmektedir:
| 
... Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara
ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar...
(Yunus Suresi, 66)
|
Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı)
imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar,(dünyaya) bir daha geri
dönmeyecekler. (Enbiya Suresi, 95)
Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der
ki: "Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride bıraktığım (dünya)da
salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür,
bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları
güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Mü'minun Suresi, 99-100)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü
gibi, insanların bir bölümü ölüm ile karşılaşınca, tekrar dirilme
ümidi içinde olacaklardır. Ancak, kendilerine bunun kesinlikle mümkün
olmadığı o an açıklanacaktır. Allah bir başka ayetinde insanların
ölümü ve diriltilmesi ile ilgili şunları bildirir:
Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa
ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir
ve sonra O'na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28)
Allah insanın başlangıçta ölü olduğunu bildirir.
Yani insanın yaratılışının temeli toprak, su, çamur gibi cansız
maddelerdir. Daha sonra Allah bu cansız yığına "bir düzen
içinde biçim verip" (İnfitar Suresi, 7) onu diriltir.
Bu dirilişten belli bir süre sonra insan, yaşamı sona erince tekrar
öldürülür ve toprağa geri döner, çürüyüp-ufalanıp toz haline gelir.
Bu da insanın ikinci defa ölü haline geçişidir. Geriye ise son kez
diriltilmesi kalmıştır. Bu da ahiretteki dirilmesidir. Her insan
ahirette diriltilecek ve bir daha geri dönüşün mümkün olmadığını
anlayarak, dünyada yaptığı herşeyin hesabını verecektir. Allah ayetlerde
insanın dünyaya geldikten sonra tek bir ölümden başka ölüm tatmayacağını
şöyle bildirir:
Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar.
Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur. Senin Rabbinden,
bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.
(Duhan Suresi, 56-57)
Biz, onlardan önce nice
insan- nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan
hiç birini hissediyor veya onların fısıltı
larını duyuyor musun?
(Meryem Suresi, 98)
|
|  
Ürdün'deki Petra kalıntıları (solda)
Roma'daki Collesium kalıntısı (sağda)
|
Yukarıdaki ayetler, ölümün sadece bir kez olduğunun
görülmesi açısından son derece açık ve kesindir. Bazı insanlar her
ne kadar ölüm ve ahiret korkularını yenmek ve kendilerini teselli
etmek için Karma ya da reenkarnasyon gibi batıl inançları kabul
etmek isteseler de, gerçek olan, öldükten sonra bir daha dünyaya
gelmeyecekleridir. Her insan sadece bir kez ölecektir ve bu ölümünden
sonra, Allah'ın takdir ettiği şekilde sonsuza kadar yaşayacağı ahiret
hayatı başlayacaktır. Allah her insanı dünyada yaptığı iyilik veya
kötülüklere göre, cennetle ödüllendirecek veya cehennemle cezalandıracaktır.
Allah, sonsuz adalet sahibi, sonsuz merhametli ve şefkatli olandır,
herkese yaptığının karşılığını eksiksiz olarak verendir. Ölümden
veya cehenneme gitme ihtimalinden korkarak, batıl inançlarda teselli
aramak ise, hiç şüphesiz insana çok daha büyük bir yıkım getirir.
Akıl ve vicdan sahibi bir insan, bu yönde bir korkusu varsa, cehennem
azabından kurtulup cenneti umabilmek için samimi bir kalple Allah'a
yönelmeli ve insanlar için hidayet rehberi olan Kuran'a uymalıdır.
İnsan hiç unutmamalıdır ki, ne genç, ne yaşlı, ne güzel, ne de
zengin olmaları bugüne kadar yaşayan hiçbir insanı ölümden koruyamamıştır.
Bu nedenle hiçbir insan ölüm gerçeğini göz ardı etmemelidir. Çünkü
o göz ardı etse de etmese de bu kaçınılmaz gerçek mutlaka yaşanacaktır.
O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de,
(insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği
zaman da). (Kaf Suresi, 19)
Siz bu satırları okurken de ölümün yakınlığını aklınızdan geçiriyor
olabilirsiniz. Ancak belki de elinizdeki kitabı bitiremeden ölüm
sizi bulacaktır. Belki de ölüm size diğer insanlardan çok daha yakındır.
Bunun için mutlaka bir sebep olması, bir hastalık, kaza ya da yaşlılıkla
karşılaşmanız da gerekmeyecektir. Çünkü Allah ölüm vakti gelen kişiye
ölüm meleklerini gönderecek ve bu kişinin canını alacaktır. O halde
insan bu büyük gerçeği asla aklından çıkarmamalı, ölüme hazırlık
yapmayı asla ertelememelidir. Münafikun Suresi'ndeki "...
Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez..."
(Münafikun Suresi, 11) hükmüyle Allah Kuran'da ölümün ertelenmeyeceğini
ve ölüm ile karşılaşan birinin pişmanlığını bize bildirmiştir:
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın
bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem
ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden
infak edin. Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi
kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Münafikun
Suresi, 10-11)
Budizm'in Sapkın Ahiret İnancı
Karma inancının bir sonucu olarak Budizm'de ahiret, cennet ve cehennem
inancı da yer almamaktadır. Bu, Allah'ın Kuran'da bildirdikleri
ile çelişen, batıl ve sapkın bir inançtır. Bu inanca göre daha önce
de belirttiğimiz gibi, bir insan her ölümünden sonra tekrar dünyaya
gelir ve bu dönüşüm sürekli devam eder. Budizm'de ahiret inancının
olmadığını Sanskrit ve Karşılaştırmalı Filoloji Profesörü E. Washburn
Hopkins, The Religions of India (Hindistan Dinleri) isimli kitabında
şöyle açıklamaktadır:
Buda'nın kurmuş olduğu sistemin mantığı, onu,
bu dünyada mutlu olmamış kimselerin mutlu olabileceği başka bir
alemin varlığını kesin inkara götürmüştür. O, sadece öteki dünyayı
inkar eden görüşünde ısrar etmekle kalmamış, bunun ötesinde öğrencilerini
ve araştırmacılarını, kişinin ölümden sonraki kaderini araştırmaktan
ve bu konuda soru sormaktan alıkoymak için her yolu denemiştir.
Buda, Nirvana'ya ulaşmanın varlığın yok oluşuna yol açtığına inanmış
ve hiçbir zaman ölümsüz bir varlık fikrini benimsememiştir. Onun
ısrarla üzerinde durduğu husus, herkesin karma ve yeniden doğuş
doktrinlerini tam anlamıyla kabul ederek, mümkün olduğu kadar çabuk,
içinde bulunduğu sıkıntılı doğum-ölüm çemberinden bir an önce kurtulmaya
gayret göstermesidir.4
Bazı Budist kaynaklarda ise ölüm sonrası hayatla ilgili olarak
şu bilgilerin verildiği görülmektedir:
Yeniden doğum, ister cennette ister cehennemin
muhtelif katmanlarından birinde gerçekleşmiş olsun, söz konusu bu
mekanlardaki varoluşlar aynen yeryüzündekiler gibi geçicidir, ebedi
değildir. Ferdin bu mekanlardaki kalış süresi, Hinduizm'de olduğu
gibi, onun yeryüzünde iken yaptığı iyilik ve kötülüğün miktarına
bağlıdır. Belirlenen sürenin tamamlanmasından sonra yeniden yeryüzüne
dönülecektir. Cennet ve cehennem ferdin yeryüzündeki fiillerinin
karşılığını gördüğü geçici varoluş katmanlarından başka bir şey
değildir.5
Onlar, Allah'ın kadrini
hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle
O'nun avucundadır...
(Zümer Suresi, 67)
|
Görüldüğü gibi, Budist öğretilere göre insanların yaptıklarının
karşılığını bulduğu bir tür cennet ve cehennem inancı vardır. Ancak,
hak bir dine ait olmadığı için bu inançta birçok çelişki ve mantıksızlık
bulunmaktadır. Herşeyden önce, Allah'ın Kuran'da bildirdiğinin aksine,
Budizm'de cennet ve cehennem sonsuz değil, geçicidir.
Bu inanışın en mantıksız yönlerinden biri ise, dünya üzerindeki
mevcut tüm sistemlerin daha önce de belirttiğimiz gibi kendiliğinden
işlediğine inanılmasıdır. Budizme göre kainatın ve insanların varoluşu
gibi, ölüm ve yeniden doğum döngüsü de başıboştur. Bu inançta dünya
hayatını, cennet ve cehennemi yaratan, insanlara yaptıklarının karşılığını
veren bir Yaratıcının varlığı kabul edilmez. Oysa bu, son derece
mantıksız ve kabul edilmesi imkansız bir iddiadır. Cennet ve cehennem
gibi mükafat ve ceza verilecek mekanların varlığını kabul etmek,
ancak bu mekanların nasıl varedildiğini, cezayı ve mükafatı kimin
vereceğini, adaletin nasıl sağlanacağını açıklamamak çok büyük bir
mantık bozukluğudur.. Dahası Karma felsefesinde bunlar iddia edilirken,
cennet ve cehennemin bir Yaratıcı olmadan nasıl oluştuğuna getirilebilen
hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Sadece nesilden nesile aktarılan
ve hiçbir zaman da akılcı bir biçimde anlatılmayan ve sorgulanmayan
bir batıl inanıştır bu. Zaten Budizm'in kainatın varoluşuna, evrenin
işleyişine, canlılardaki kusursuz yaratılışın kökenine dair hiçbir
akılcı açıklaması yoktur. Bu nedenle de Budizm hiçbir bir akli dayanağı
bulunmayan, sadece efsanevi hikayelerle ayakta tutulmaya çalışılan
bir mistik akım olmaktan öteye gidememektedir.
 |
Batıl
Budist inançlara göre, kainatın ve insanların varoluşu
da, ölüm ve yeniden doğum da başıboştur. Bu akıldışı
iddiaya inanan insanlar büyük bir ruhi dengesizliğe
sahip olurlar. Dünyada herşeyin başıboş olduğunu sanmanın
korkusu, tedirginliği ve huzursuzluğu içinde yaşarlar.
Oysa İslam dini kainatta meydana gelen her olayın
Yüce Allah'ın bilgisi ve kontrolünde olduğunu öğretir.
Bu gerçeği kavrayan insanlar her an Allah'a güvenip
dayanmanın, tevekkülün huzurunu ve sevincini yaşarlar. |
|
Bu dünya hayatı, yalnızca
bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'.
Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur...
(Ankebut Suresi, 64)
... Hak geldi, batıl yok
oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.
(İsra Suresi, 81)
|
1- Ebu
Davud, Edeb 20 ; Müslim, Cihad 6; Kütüb-i Sitte, 7. cilt, s. 294

2- Ramuz El-Ehadis, cilt 1, s. 137 
3- Buddhism, The Catholic Encyclopedia,
cilt 3, Copyright © 1908 by Robert Appleton Company Online Edition
Copyright © 1999 by Kevin Knight, http://www.newadvent.org

4- Edward Washburn Hopkins, The Religions of India,
Boston, 1995, s. 319 
5- Dr. Ali İhsan Yitik, Hint Kökenli Dinlerde
Karma İnancının Tenasüh İnancıyla İlişkisi, s.130-131 
|